SANAT TARİHİ(Roma Sanatı)

 

                                                    ROMA SANATI

 

 

         Roma sanatı Doğuda Bizans’ı, Batıda Avrupa’yı etkilemiştir.

Rönesans ve ortaçağ sanatı Yunandan değil Roma’dan öğrenilmiştir. Rönesans ve Antikiteye dönüşte eski eserleri Roma anıtları temsil etmektedir ve daha sonra müzeleri oluşturacak ilk koleksiyonlarda Roma dönemine ait eserler toplanmıştı (Turani , 1995, s.107)

 

          Romalılar’ ın Yunan kültürü ile en çok karşılaştıkları yerler ise Etruria, güney İtalya ve Sicilya’daki Yunan kolonileri, Yunanistan ve

yerleşmeye başladılar. Fakat Roma’daki patronlar İtalyan’dı. Bu sanatçılar, eski geleneklerini

Romalılar’ ın Yunan kültürü ile en çok karşılaştıkları yerler ise Etruria, güney İtalya ve Sicilya’daki Yunan kolonileri, Yunanistan ve Anadolu idi. İ.Ö. 2. Y.y.’dan başlayarak, Yunan sanatçıları topluca Roma’ya yerleşmeye başladılar. Fakat Roma’daki patronlar İtalyan’dı. Bu sanatçılar, eski geleneklerini cesaretle değiştirerek yeniden biçimlendirdiler.

       “ Bu nedenle, Romalı bir koruyucunun himayesinde yapılan bir bina ya da başka bir sanat yapıtında çeşitli kaynaklardan gelme gikirlr bir arada bulunur. Roma sanatını tanımanın yolu ise bunların, Yunan ve İtalyan geleneklerini kendilerinin ilgi çekici yeni amaçları için nasıl yeniden düzenlediklerini görüp kavramakla başlar” ( Colledge ,1982 , s.4) (http://www.foorumtr.com/roma_sanati-t 3987.ohtml)

   

     Yunanlıların sakin ve dinlendirici bir kusursuzluk aramalarına karşın Romalılar zengin ve gösterişli bir etki yaratmak isteğindeydi. Sanat alanında gerçekte kendi yaratıcılıkları olmamıştır. Yunan anlayışını temel alarak kendi gösterişli zevklerini buna eklemişlerdir. Fakat sanat yapıtları için zengin bir pazar ve sanatçılar için geniş bir iş ortamı sağladılar. Ayrıca, sanatın gelişmesini destekleyen kurallar üzerine oturtulmuş bir imparatorluk kurmuşlardı. Ne var ki, sanat bir yandan serpilirken eski içtenliği sürdürülememiştir.(Milliyet yayınları cilt:5,sayfa:18)

                                                                                           

           Romalıların sanat şubeleri içinde en başta gelen mimaridir. Heykel ve resim, ikinci derecede kalır. Büyük bir inşaatçı olan Romalılar zapt ettikleri bütün memleketlere mimarilerini yaymışlar ve mühim binalar yapmışlardır.

(Sanat ansiklopedisi 1993. Cilt:4, sayfa: 16)

 

 

 

 

 

                                           1-

       

                                      

MİMARİ                        

 

Roma mimarisi, Roma kültürünü bütün ayrıntıları ile içine alır. Kültür, anıtsal mimariye bağlanınca, devlet de kişilerin başarılarına bağlı devletlerden ayrılır. Biz buna benzer devlete ve teşkilatı Osmanlılarda görmekteyiz.

       Roma sanatının temeli mimaride yatar. Heykel alanındaki sanatçıların aksine, mimarlar genellikle Romalı idiler. Bu bakımdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesinin tipik bir şekilde biçimlendirir(Turani, 1995,s.186)

     

        Romalıların hafif ahşap çatı örtüsü yerine, büyük açıklıkların üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi tercih etmeleri,ağır taşıyıcı duvarların önemini arttırmıştır. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır.

        

        Onların taş ya da tuğlaları bağlamada harç kullanmış olmaları, büyük yapıların gelişmesini sağlamıştır. Taş, tuğla kırıkları ve kireçle karışık sıvı harçtan meydana getirdikleri bu betona horasan denir.(Erdoğan Şahin, 2006, s.179 )

 

Tapınaklar :

 

         Etrüsk tapınaklarının etkisi altında yapılan Roma tapınaklarının bazıları da Yunan tapınaklarına benzemektedir. Roma tapınağını Yunan tapınağından farklı kılan husus, Romalıların merdiven sütunları binanın ön cephesine yapmış olmalarıdır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsız olarak yapılırken, Roma tapınakları, çoğunlukla kutsal mekanların bir ünitesi şeklinde inşa edilmiştir.

        Roma sütun başlıkları ve taşıdıkları saçaklar Korint düzenindedir

.

        Romalıların egemen olduğu dönemde Anadolu’ da yapılan tapınaklar, yine Yunan tarzında inşa edilmiş, Roma tarzı benimsenmemiştir.(Erdoğan Şahin, 2006, s.179 )

 

ANADOLU ROMA DÖNEMİ TAPINAKLARINDAN ÖRNEKLER:

 

ANKARA- Augustus Tapınağı

YALVAÇ’ daki Tapınak

MİLAS’ taki Tapınak

EFES’ teki- Domitianus Tapınağı

SİLİFKE’ deki Tapınak

Euromos’ daki Tapınak

ÇAVDARHİSAR- Aizanoi Zeus Tapınağı

 

                                             2-

   

Tiyatrolar :

 

       Halkı eğlendirmeğe mahsus olan bu binalardan Roma İmparatorluğu içinde yüzlercesinin harabelerine tesadüf edilmektedir. Roma tiyatrolarının Yunan Tiyatrolarından farkı orkestra denilen ve koro heyetine mahsus olan orta yerinde Bakus altarı bulunmamasıdır. Yunan tiyatrolarında halkın oturacağı kademeler bir dağ yamacına inşa olundukları halde Romalılar düz bir yerde kemerler ve tonozlar üzerine inşa edilmiş olması ve cenk arabaları, atlılar ve bir takım hayvanatın geçit yapmasına müsayit olabilmesi için sahnelerin daha büyük yapılmasıdır. ( Esad Erseven, 1993,s.1686 )

 

        Roma tiyatrosu, Yunan tiyatroları gibi üç ana bölümden oluşmaktadır: sahne binası, yarım daire şeklinde bir orkestra, seyircilerin oturma basamakları. Ancak, Roma tiyatrosu daha büyük boyutlara sahiptir. Yunan tiyatrosunda orkestra, daire; Roma tiyatrosunda ise yarım daire biçimindedir. Ayrıca Roma tiyatrosunda sahne daha derindir. (Erdoğan Şahin, 2006, s.179 )

 

 

ANADOLU’DAKİ ROMA TİYATROLARI:

 

ANTALYA - Aspendos Tiyatrosu

ANTALYA – Side Tiyatrosu

ANTALYA – Perge Tiyatrosu (Erdoğan Şahin, 2006, s.179 )

 

Amfitiyatro :

 

      Gladyatör oyunları, vahşi hayvanlarla cidal, av sahneleri ve navmahia denilen deniz muharebelerine tahsis edilmiş gayet cesim ve ortası  meydanlı binalardır.Bunların en mükemmeli Romadaki Collosseum (Koloseum) dur. Bu bina Roma mimarisinin bir şaheseridir

 

        Bu yapı tipi Roma mimarisine özgüdürş ilk imparatorluk döneminde İtalya ve batı eyaletlerinde amfitiyatro kurulmuştur. Elips bir meydana arena’yı çevreleyen oturma sıralarından meydana gelir.  ( Esad Erseven, 1993,s.1686 )

 

Hamamlar :

 

      Roma hamamları, halkın ortak olarak kullandıkları gimnazyum, kütüphane gibi yapıların da birleştirilmesiyle anıtsal bir bütünlük içinde inşa edilmiştir.

 

       Roma hamamlarının fonksiyonel açıdan özel hacimleri vardır: Soyunma yerleri,soyunduktan sonra girilen ılık hacim, sıcak hamam

 

                                                3-

kısmı ve yıkandıktan sonra soğuk suyla yıkanılan yer. Roma hamamları işyerinde sıcak kısımda havuz bulunanlarda vardı. Hamamların kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler şeklinde yapıldığı da görülmektedir. Roma hamamlarının döşeme altındaki boşluklarda ve duvar içindeki borularda dolaşan sıcak hava ile ısıtma tekniği, sonradan Bizans ve Türkler tarafından da kullanılmıştır.

 

       Anadolu’da Milet’teki Faustina Hamamı M.S. 2. yüzyılda yapılmıştır. Ankara Çankırıkapı’da ve Efesos’ta de Roma hamam kalıntıları bulunmaktadır. (Erdoğan Şahin, 2006, s.180-181 )

 

Su Kemerleri :

 

        Su kemerleri çok cesaretle yapılmış ve bazen üç kat olarak inşa edilmiş olan kemerleri ve bunların güzellikleri itibariyle Roma sanatı tarihinde yer alan eserlerdir. örneğin; İstanbul’daki Bozdoğan kemeri gibi.

( Esad Erseven, 1993,s.1686 )

 

Bazilikalar :

 

       Bazilikalar şekilleri itibariyle Romalıların icadı olmadıkları halde Romalıların hayatında mühim bir mevki işgal ederler  ( Esad Erseven, 1993,s.1686 )

 

       Roma bazilikası çok çeşitli amaçlarla, fakat çoğu zaman halk ile ilgili işler için kullanılmıştır. Alış veriş yapıldığı çarşılar ve hukukla ilgili işlerin görüldüğü mahkemeler yapıların içinde kurulurdu.(Sanat ansiklopedisi, Cilt:4 s.471)

 

Forum :

 

        En genel tanımı ile halkın toplandığı ve çeşitli işlerin görüşüldüğü açık bir meydan, diğer bir tanımı ise Pazar yeridir. Yunan agorasına karşılık Roma’ da forum gelişmektedir. Forumu çevreleyen portikler, tapınak, özel ve resmi yapılar, anıtsal mimari içinde ayrı bir konudur. En eski örneklerinden biri olan Pompei forumundan İS 2. yüzyılda eksenlere bağlanmış ve simetrik plandaki Traianus forumuna ulaşılmıştır. 

(Sanat ansiklopedisi, Cilt:4 s.471)

  

Stadium :

 

       Atletik oyunların ve yarışmaların yapıldığı uzun amfiteatr biçimindeki   yapılardır.

Batı Anadolu’ da Afrodisias ve Antalya çevresinde bulunan Perge (M.ö. 2.yy. )en iyi korunabilen örnekler arasındadır. (Erdoğan Şahin, 2006, s.182)

 

                                                  4- 

Konut(Ev ) :

 

     Roma aile yaşantısı ile birlikte Roma evi planı gelişmiştir. Eski İtalya evi  megaron  tipine benzer dörtgen plandadır; bunun yanı sıra daire ve oval plana da rastlanır. Bu eski evler, Orta İtalya ve Po Ovası’ nın doğu bölgelerindeki Demir çağı kültürlerinden olan Villanova kültürlerine ait kalıntılardan tanınır. Sanat ansiklopedisi, Cilt:4 s.471)

 

      Romalılarda saray, villa, yüksek katlı ya da tek kat ev tipleri geniş kentlerin ana dokusunu meydana getirir. M.S. 1. yy. dan başlayarak apartman tipi evler yapılmaya başlanmıştır. (Erdoğan Şahin, 2006, s.183 )

 

Sütunlu Caddeler :

 

      Roma mimarisinin kentleşme içinde ortaya koyduğu yeniliklerden birisi de sütunlu caddelerdir. Sütunlu caddelerin en güzel örneklerine Roma’da değil, fakat Doğu eyaletlerinde rastlanır. Anadolu’dan başka Kuzey Suriye ve Kuzey Afrika Roma yerleşmelerinde bu caddeler görülür.

 

-     Roma mimarisinin en önemli yeniliklerinden birisi, oldukça etkileyici bir görünümü olan kemer (zafer takı) ile kemerli sütunları geliştirmiş olmasıdır. Kemerlerin sıra halinde kullanışı Roma anıtlarına tamamen özgün bir dış görünüm kazandırmıştır. Özellikle önyüzlerde etkilerinden ötürü kemerli sütunlar, Aspendos tiyatrosu gibi yapılarda önemli bir yer tutmakta idiler” (Akurgal, 1987, s.221)

 

HEYKEL

 

      Romalılar heykelcilikte büyük ölçüde Yunanlıları taklit etmişlerdir. Özellikle İmparatorluk devrinde mimari cephelerin tasarımı heykelle birlikte düşünülmüş, böyle olunca da heykel üretimi artmıştır.

       Romalılar kendilerine özgü eserleri, portre ve tarihi kabartma konusunda vermişlerdir. Yunanlılarla Romalılar arasındaki en büyük fark, Yunan heykellerinde daha çok mitolojik konular işlenirken, Romalıların yaptıkları heykellerde günlük hayata karışan kimselere çok değer vermiş olmasıdır. Bunun sebebi, iki toplum arasındaki dini anlatışın farklılığına dayanır. Onun için Roma portrelerinde gerçekçi bir tutum izlenir.

 

   Romalılar zamanında yapılan kabartma heykellerde hayal gücüne de yer verilirdi. Bunların kolaylıkla anlaşılması için de değişmeyen bazı formüller kullanılmaktaydı. Özellikle Greko-Romen kültürle, yerli ve bölgesel kültürlerin birbirini etkilediği örneklerde görülen canlılık, kalite pek üstün olmasa bile, hemen dikkati çekerdi. Tanrılara ithaf etmek için, üzerinde büst ya da tam boy tanrı figürleri bulunan ve genellikle dikdörtgen şekilli ve düz plaka ya da altarlar yapımına imparatorluğun her yerinde

 

                                                5-

rastlanıyordu. Bunlar; Jupiter, Juno, Minerva, Apollon ve öteki Panthenon tanrılarından birisi olabileceği gibi, Sriye çöllerinin uzun pantolonlu

tanrıları, Trakya’nın atçı ikizleri ya da Roma devrindeki İngiltere’nin üç anası gibi yerel tanrılarda olabilirdi. Birkaç tapınağın kabartma heykellerinde ise, ki bunların başında Roma yönetimi altındaki Bath’in Sulis Minerva tapınağı alınlığında görülen zafer tanrıçaları ile garip şekilli Medusa figürü gelir, Romalı’dan çok bir Kelt havası sezilir” (Colledge, 1982, s.42).

      Romalıları pratik zekalı, teşkilatçı ve mimar olarak görüyoruz. Savaş ve mücadele onlar için kudret ve zenginliği arttırmak için bir araçtı. Askerlik de Greklerin atletizmi gibi bir yaşayış biçimi değil, bir meslekti. Bu bakımdan, Roma heykellerinde, insan vücudunun ideal güzelliği konusunda bir endişeye rastlanmıyor” (Turani, 1995, s.196-197).

       Anadolu’ nun Roma yerleşmelerindeki arkeolojik kazılar sonucunda pek çok heykel ve heykel parçası gün ışığına çıkarılmakta ve bunların pek çoğunda İ.Ö. 5. yy da Helenistik çağ orijinallerinin kopyaları ayrıca Roma imparator ve ailelerinin portre heykellerinin çeşitli kopyalarından da tanınabilmektedir.(Sanat ansiklopedisi, Cilt:4 s.480)

  

Resim

   Hellenizmi kendine miras olarak alan Roma uygarlığının resim sanatına gelince; tamamıyla Yunan resim sanatını tekrarlar. Sıva üzerine yapılan duvar resimleri günümüze kadar gelebilmiştir. Pompei’deki yanardağ kalıntıları kaldırıldığı zaman, duvarları bütünüyle resimle kaplı konutlar ortaya çıkmıştır. Bu sahneler, çoğun din ve mitolojiyle ilgilidir. Perspektif yoktur. Buna rağmen figür oranları doğal hallerinde verilmiştir. Yine renkler çeşitli değildir. Bir esas renk vardır, diğer renkleşmeler de bu rengin valörleşmesiyle elde edilmiştir. Çizginin ön planda olmasına, hacimlerin, özellikle kumaş kıvrımlarının verilmesine dikkat edildiği halde, desenler çok basittir. Daima bir konuya yönelen Roma resim sanatı, natürmort türü resimlere de yer vermiştir. Roma resim sanatının, özellikle Bizans resim sanatıyla kuvvetli ilişkisi olduğunu burada hatırlatmak da gerekiyor. Roma resim sanatında, hem fresko hem de mozaik kullanılmıştır. Roma mozayikleri, daha çok döşeme mozayiği şeklindedir. Roma resim sanatının en güzel örnekleri Pompei’de bulunmuştur. M.Ö II ile M.S I. Yy da görülen Pompei resimleri dört üslupta kendini belli eder.

   1. Renkli boyalarla, duvarlar mermer kaplanmışçasına taklit edilmiştir.

2. Derinliği olan mimari formların kullanılmıştır. Mitolojik sahneler, kahramanlık hikayeleri, mimarisine uyan mimari fon içinde bulunmaktadır.

3. Mimari bezeme daha da artmış, adeta bir üslup halini almıştır.

                                             6-

4. Tablo ile mimari arasında ayrılık gözetilmemiş, fantaziyi de aşan, gerçek dışı bir süsleme hakim olmuştur.

Bir başka ilginç Roma şehri de Mezopotamya’da bulunan Dura Europos’tur. Buradaki resimler Hristiyanlıkla ilgili değil, başka dinlerle ilgilidir. Eski Babil inançlarıyla ilgili resimler de vardır. Doğu kıyafetlerine sahip bir grup insan figürü cepheden resmedilmiş olarak gösterilmiştir. İki boyutlu bir düzen hakimdir. Bu düzen, Roma resim sanatına ters bir düzendir.

Hellenizm ile Mısır’da bir resim akımı meydana getirilmiştir. Bunun ismi Fayum resimleridir. Bunlar M.S II.yüzyıla aittirler. Ölü resimleridir. Tabutun üzerine, ölenin resminin yapılıp konulması geleneğinin bu resimler üzerinde oldukça fazla etkisi vardır. Bu resim sanatında yaratılan portrecilik karakteri ileri bir düzeydedir. ( Coşan, 2007, s.11)

 

        Mimari, heykel, resim ve mozaikler dışında, Roma’ nın egemen oluğu geniş sahalar içerisinde daha birçok uygulamalı el sanatları türünden faaliyetlerde bulunulmuş, sayısız eserler yapılmıştır. (Erdoğan Şahin, 2006, s.188)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                              7-

KAYNAKÇA

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !